Aktif Oyuncu : 3 - Aktif Kullanıcı : 10 - Oyun Sayısı : 9.079

The Mark İncelemeleri

  • » Platform : PC
  • » Türü : Action
  • » Yapımcı : T7 Games
  • » Yayıncı : JoWood Productions
  • » Multiplayer : Yok
  • » Çıkış Tarihi : PC

Her şey ne kadar karmaşık değil mi? Teknolojinin artık hayatımızın en uç noktasına girmesinden sonra, artık hiçbir şey eskisi kadar basit, sade ve tekdüze olmayacak, olamayacak. Her yeni icat ile yeni teknolojilere ayak uydurmak ve iyi bir şekilde kavrayabilmemiz gerek. Hâlbuki eskiden böyle miydi? Her şey ne kadar sadeydi. Neredeyse her olay temel düzeydi. Tabii ki karanlık çağlardan bahsetmiyorum ama bu yaşadığımız hızlı ilerleme, aynı geçmişi de aynı hızla özlememizi sağlıyor. Bu genç yaşlarımıza rağmen...



Yukarıdaki paragrafta anlatılanlar doğal olarak oyunlar içinde geçerliydi, diyerek konuyu bağlıyorum. Artık neredeyse her oyuncu: "Nerede o 2D stratejiler, maceralar, RPG`ler?" demiyor mu? Artık hangi oyunda Mario`yu bitirdiğimiz kadar zevk alıyoruz. Belki bu bahsedilen heyecan çocukluk ile alakalıydı ama bunu kabullenmek istemiyor insan. Çünkü o zaman içinizdeki çocuğun öldüğünü düşünebiliyorsunuz. Belki bir oyun inceleme yazısı için duygusal bir giriş oldu, belki de olmadı. Yine neyse diyerek bu ikilemlerden kurtulalım ve oyunumuz olan The Mark`tan bahsedelim. The Mark, ilk satırlarımda da ipucu verdiğim gibi oldukça "sade" bir oyun. Ancak iyi mi kötü mü? Bunun cevabını kendiniz vereceksiniz. Hemen puanlamaya bakmayın, biraz sabredin.


Ne yapalım? Buldum... Hadi nükleer saldırı yapalım.

İlk önce oyunun senaryosundan bahsedelim: Zengin teröristler büyük bir eylem planlamaktadırlar. Ve bu eylemi çağımızın kâbusu nükleer füzelerle yapmayı istemektedirler. Irak kaynaklı bu terörist grubun hedefinde İngiltere`nin başkenti Londra vardır. Ancak füzelerin menzili bu kente erişemediğinden bir taşıyıcı gemiyle anlaşırlar. Ve onlara bir de yan görev verirler. Irak`ta görev alan ve birliklerinin göz bebeği olan Fletcher kardeşler bu bombanın imha yöntemlerini bilmektedirler. Bu yüzden en kısa zamanda yok edilmeleri gerekmektedir. Tabii bunun ödülü de bir hayli büyük olacaktır. Steve ve Sandy Fletcher, bu çok değerli bilgileri yüzünden tehlikede olduklarını henüz bilmeseler de, bu durum çok uzun sürmeyecek, Sandy terörist gruplar tarafından kaçırılacaktır. Ayrıca bu bombayı tek durdurulabilecek kişiyi birliği tehlikeye atmayarak; onu koruması için yine birliğin en iyi askerlerinden Austin Hawke`ı, Fletcher`ları koruması için olayların geliştiği bölgeye gönderecektir.

Oyunu henüz oynamayanların olduğunu düşünerek senaryo hakkında detaylı bilgiler vermesem de, hikâyeye dair umutlarınızı suya düşürebilirim. The Mark`ta bahsettiğim ana senaryo dışında başka pek bir senaryo yok. Yani hikâyenin oyun içerisinde dallanıp budaklanacağını sanmayın sakın. Hikâye basit ve belirli çerçevenin dışarısına çık(a)mıyor.

Vur patlasın, çal oynasın

Çoğu FPS tanıtımında olduğu gibi teknik özellikleri grafiklerden bahsederek açalım. Aslında tek cümle ile de özetlenebilir; Gothic III motoru... Durun hemen kaçmayın! Grafikler her ne kadar Gothic III koksa da onun kadar sorunlu değiller ama sorunsuz da değiller. Bazen felaket akıcı olan oyun, ortam değişince birden çakılıveriyor. Bu, oyunun grafiksel yönden tek hatası. Onun dışında pek fazla hata göze çarpmıyor. Peki, görsel yönden nasıl? Hemen cevaplayalım: Açıkçası The Mark temelde 2'3 sene öncesi FPS`lerin grafiğine sahip olup, üzerinde vernikleme çalışmaları yapılmış. Başka bir numarası yok. Gölgeler belirgin ve yumuşak, ateş etme efektleri o kadar yoğun ki, bu bazen görüşünüzü kapayarak, keskin nişan almanızı engelleyebiliyor. Ancak ve ancak The Mark`ta öyle bir karakter modellemeleri var ki, resmen Counter Strike 1.5`ten kalma. Günümüzde bu kadar basit modellemeler görmek beni derinden sarstı desem yalan olmaz.

Düşmanlarımızın zekâ seviyesi ilkokula yeni başlamış olan çocuklar kadar. Eminim, onların eline silah verseniz 'Allah korusun- daha iyi iş çıkartırlar. Yapay zekâ, isabet konusunda fena sayılmaz ama bir insanın öncelikli hedefi karşısındakini öldürmek olunca, keklik gibi av oluyorlar. İnsan bir siper alır, temkinli davranır. İntihar komandoları ise oyuna, sanırım oyuncuyu güldürmek için konulmuş. Bir insanın hayatının son anlarını o yüz ifadesiyle geçirmesi çok yazık.

The Mark`ta sesler ise yine işi kotaramıyor. Hoparlörünüzden kulağınıza gelen titreşimler sizi hiçbir şekilde etkilemiyor. Oyundaki seslendirme var mı, yok mu belli değil. Yoldan geçen birisinden rica etmişler sanki yani dublajlarda profesyonellik kelimesi geçmiyor. Silah sesler ise "eh işte" denilebilir cinsten ama 1'2 silahın sesi aynı gibi geldi. Onu bile tam anlamıyla yapamamışlar, tebrik ediyoruz.

Silahımı verin bana

The Mark, cephane yönünden hiç cimri değil, bulabildikleri kadar silahı oyuna eklemişler. Bazukasından tutun, AK-47`sine kadar her çeşit silahı oyunda kullanabiliyoruz. Üstelik herhangi bir taşıma sınırı olmadan, yoldan bulduğumuz tüm silahları toplayarak, ayaklı cephane haline dönüşebiliyoruz.

The Mark`ta oynanabilir 2 karakter var. Oynayacağımız karakteri bölüm başlarında seçiyoruz ve oynuyoruz. Oyunda iki karakter bulununca çeşit olsun diye, bu karakterlere "özel yetenekler" eklenmiş. Austin Hawke duvarların arkasını görebilirken, Steve Fletcher zamanı yavaşlatabiliyor. Bu iki yetenek oyuna hiçbir ekstra getirmiyor. Sadece günümüzün modasına uyulmuş. Ne zamanı yavaşlatınca, ne de duvar arkalarına bakınca hiçbir ekstra efekt ortaya çıkmıyor. Sadelik...

Çoklu oyuncu tarafında ise yine çeşit bulmak mümkün. Deatmatch`ten, co-op moduna kadar birçok çoklu oyuncu modu bulunuyor. Ama maalesef oynayacak adam bulunmuyor. Tek başına harita gezmekten hoşlanıyorsanız, eğlenceli dakikalar sizi bekliyor demektir. Bir de son olarak oyunda 'level editör' kondurulumuş. Bu modun amacı ise "Biz yapamadık, bari siz bir şeyler deneyin."

Kendim ettim kendim buldum

The Mark kesinlikle ticari amaçlarla yapılmış kötü bir oyun, insan halen bu şekil oyunların çıkabileceğine kendini inandıramıyor. Ama her gelişen sektörde olduğu gibi arada çürükler çıkıyor. Eğer şu sıralar oynayacak bir oyununuz yoksa bir bakın ya da durun, bakmayın! Bir Atilla Dorsay`lık yapıp ilk defa "almayın bu oyunu" diyelim (hımm, kararı ben verdim). Arşivinizi karıştırın, tadına doyamadığınız oyunlar mutlaka vardır. Onları oynayın, eski günleri anıp, nostaljinin sarı sayfalarında dolaşın. İyi oyunlar...


Tüm Hakları Saklıdır. © 2008-2014 OyunLife.com